Vahdettin ve Mustafa Kemal

Vahdettin ve Mustafa Kemal İlişkisi Kahraman Mı Hain Mi

Türk Tarihi Yayınlayan:

Vahdettin için süre gelen tartışmalarda odak noktası, Vahdettin’i Kurtuluş Savaşı’nı başlatan kahraman olarak görenler için, Kurtuluş Savaşı sırasında, Vahdettin’in Milli Mücadele’ye karşı yaptığı tüm hareketler, İtilaf Kuvvetlerinin baskısıyla gerçekleşmiştir ve Vahdettin’in hiçbir suçu yoktur bu yüzden ihanetle suçlanamaz şeklindedir. Ancak tarih okuması yapılırken, o günün şartlarına göre değerlendirildiğinde, Vahdettin, Mustafa Kemal’in başında olduğu bağımsızlık mücadelesine karşı verdiği mücadeleyi iddia edildiği gibi İtilaf Kuvvetleri’nin baskısı altında dahi yapsa, Ankara’nın zaferi ile sonuçlanan bu mücadele sonrasında yurtdışına kaçtıktan sonra, Mustafa Kemal’in aleyhine yaptıklarını da bu makalede okuyacaksınız. II. Dünya Savaşı sırasında, Nazilerin işgal ettiği Fransa’da Vichy hükümeti Nazilerle işbirliği yapmış, direnişçilere karşı mücadele etmişti, Naziler yenildikten sonra Vichy Fransası hükümeti hain ilan edilmişti. Çünkü işgal güçleriyle işbirliği yapmak vatana ihanetti. Vahdettin’in hain mi yoksa kahraman mı olduğu tartışmasında ilk önce Mustafa Kemal ile nasıl tanıştıklarını görelim.

Mustafa Kemal ve Vahdettin ne zaman tanıştı?

Alman İmparatoru Kayzer Wilhelm, 15 Ekim 1917’de Sultan Mehmet Reşat’ın davetlisi olarak İstanbul’a geldi. Siyasi nezaket gereği, Sultan Reşat’ın da Almanya’ya ziyareti gerekiyordu, padişah 73 yaşında ve hasta olduğu için yerine veliaht Sultan Vahdettin gönderilir ve heyete ünlü bir general Mustafa Kemal Paşa eklenir. Bu seyahat 22 gün sürer, Mustafa Kemal ünlü Alman generaller Hindenburg ve Ludendorff ile tanışır. Geleceğin padişahı ile 22 gün (15 Aralık 1917- 1 Ocak 1918) geçiren Mustafa Kemal, onunla ülkenin geleceği hakkında konuşur, onu uyarır hatta bir ordunun başına geçmesini, orduya vekil yerine kurmay başkanı atamasını bile tavsiye eder.

Veliaht Vahdettin ve Mustafa Kemal Paşa
Veliaht Vahdettin ve Mustafa Kemal Paşa

Daha sonra İstanbul’a döndüklerinde Mustafa Kemal Paşa, böbreklerinden rahatsızlandı, İstanbul’da bir ay boyunca yatağından çıkamayınca Viyana’ya tedavi için gitti daha sonra ise bir ay da burada sanatoryumda tedavi gördü, doktorların tavsiyesi üzerine Karlsbad’a geçti ve burada V. Mehmet Reşat’ın vefat ederek yerine, Almanya’da 3 hafta boyunca arkadaşlık ettiği Vahdettin, VI. Mehmet adıyla tahta geçerek padişah olduğunu öğrendi.
16 Ağustos 1918’de yapılan Cuma selamlığında, Vahdettin kendisini 7. Ordu Komutanlığı’na tayin ettiğini bildirdi. General Falkenhein’ın Kudüs’ü savunqmayıp, İngilizlere kaybetmesi üzerine, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’na Çanakkale’den tanıdığı Liman von Sanders getirildi. Padişah, bu cephede Mustafa Kemal Paşa’yı olağanüstü hizmetlerinden dolayı ve orduyu imha edilmekten kurtardığı için Mustafa Kemal Paşa’ya ‘‘fahrî yaverlik’’ unvanını verdi. Mustafa Kemal Paşa artık padişah yaveriydi. ¹


¹ http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-24/ataturkun-almanya-gezisi-15-12-1917-4-1-1918(Son erişim tarihi 04.06.2019)


Mustafa Kemal’i Anadolu’ya(Samsun’a) Vahdettin mi gönderdi?

Hayır. Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Vahdettin göndermedi. Mustafa Kemal Paşa’nın önce İstanbul’da bir mücadele başlatmak için çok çaba harcadığını biliyoruz. Harbiye Nazırı olmaya çalıştı, olmadı. İşgal karşıtı bir hükümetin kurulmasını denedi, bu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı. 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile yola çıkmadan önce son kez Vahdettin ile Yıldız Sarayı’nda yaptığı görüşmeyi Mustafa Kemal Paşa şöyle anlatıyor: 

Padişah Vahdettin'in yaveri Mustafa Kemal Paşa
Padişah Vahdettin’in yaveri Mustafa Kemal Paşa

‘‘Paşa paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti:) tarihe geçmiştir.’’ O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükunla dinliyordum:

‘‘Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa paşa, devleti kurtarabilirsin!’’ Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahdettin ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: ‘‘Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.’’ Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum.

Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim?

Memleketi kurtarmak lazımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırırsam, Vahdettin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım.

‘‘Merak buyurmayın efendimiz, dedim, nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım İrade-i seniyeniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarımzı bir an unutmayacağım.’’ ‘‘Muvaffak ol’’ hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım. Naci Paşa, padişahın yaveri, fakat benim hocam, derhal benimle buluştu. Elinde ufak muhafaza içinde bir şey tutuyordu. ‘‘Zat-ı şahanenin ufak bir hatırası’’ dedi. Kapağının üzerine Vahdettin’in inisiyalleri işlenmiş bir saatti: ‘‘Peki, teşekkür ederim.’’ dedim.

Mustafa Kemal Paşa'nın çizimiyle Vahdettinle yaptığı görüşme
Mustafa Kemal Paşa’nın çizimiyle Vahdettinle yaptığı görüşme

‘‘Sonra, sanki Yıldız Sarayı’ndan çıktığımızı ve hareket etmek üzere olduğumuzu gizlemek, saklamak ister gibi bir ihtiyatla, ayaklarımızın patırtısını işittirmekten korkarak, saraydan uzaklaştık.’’²


 ²Atatürk, Mustafa Kemal, NUTUK, TTK Yayınları, 1997.


Anlaşılacağı üzere, Vahdettin, Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı üzere kendi saltanatını korumak için her şeyi yapmaya hazırdır. Öğrenilmiş çaresizlik durumu Osmanlı padişahlarının karakterine işlemiş durumdadır aslında. Bunu II. Abdülhamit’in saltanatı zamanında yaşanan 1897 Türk-Yunan Savaşında görüyoruz. Yunanistan’ı yendiğimiz halde, Atina yolu Osmanlı’ya açıldığı halde, Rus Çarı II. Nikolay’ın Abdülhamit’e çektiği telgrafla, ordumuz geri çekilmek zorunda bırakıldı. Osmanlı, artık ‘‘Düvel-i Muazzam’’a yani Büyük Devletlere teslim olmuştu. 1919 sonrası yaşananlar da tam olarak buydu. Biz, İngiltere karşısında, Fransa karşısında ne yapabiliriz ki? Ordumuz, topumuz, tüfeğimiz olduğu halde ve hatta Avrupa’nın en büyük kara ordusuna sahip Almanya ile birlikte iken Cihan Harbi’nde yenildik, şimdi ordumuz dağıtılmış, tersanelerine girilmişken, padişah Vahdettin tebaasını maceraya sürüklemek istemiyordu. Mustafa Kemal ile Vahdettin’in ayrıldığı temel nokta budur. Mustafa Kemal, ‘‘Ya istiklal ya ölüm!’’ derken, bir maceraya, bir imkansız savaşa giriyordu, Vahdettin ise Türk milletine reva görülen duruma razıydı. 

Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Mustafa Kemal’e 40 bin altın mı verdi?

Nihal Atsız, ‘‘Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’ya teşkilat yapması için 40.000 altın vermiştir. Bu paranın önemli kısmı, eskiden beri beslediği değerli yarış atlarını satmak suretiyle elde edilmiştir.’’³ Atsız dahil pekçok kişi bu yalana inandırılmıştır. Savaş zamanı bu atları kim hangi parayla almıştır? Ne zaman almıştır bilinmiyor çünkü böyle bir para yoktur. Kurtuluş Savaşı, sefalet içinde geçmiştir. Kurtuluş Savaşı öncesinde ve sonrasında, Mustafa Kemal’e karşı, padişahın ve İstanbul hükümetinin doğrudan ve ya el altından hiçbir maddi yardımı olmamıştır. Erzurum Kongresi öncesi, İstanbul hükümetinin kendisini çağırması üzerine 9 Temmuz 1919 tarihinde İstanbul’a bir telgraf çekerek istifa etmiştir. Eğer bu 40 bin altın, Mustafa Kemal’in elinin altında olsaydı, yanında sivil elbisesi yoktur, bir idari memurun kendisine ödün verdiği elbiselerle, Erzurum Kongresi’ne katılır mıydı? Bu yokluk ve yoksulluk hali, Lozan Barış Görüşmelerine kadar devam etmiştir. Böyle büyük bir yardım söz konusu dahi değildir.

Mustafa Kemal’in amacı saltanat ve hilafet makamını kurtarmak mıydı?

Mustafa Kemal Paşa’nın amacı tüm İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin asker kadrosunda olduğu gibi tam bağımsız bir Türk devleti meydana getirmekti. 1908’de gerçekleştirilen Jön Türk Devrimi ile elde edilen kazanımlar, zafer kazanıldıktan sonra tekrar mutlak monarşiye dönülerek kaybedilemezdi, daha ileriye giderek Cumhuriyet’in ilan edileceği açıktı. 22 Haziran 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Kazım Karabekir Cemal Paşa(Mersinli), Cafer Tayyar Paşa ve Ali Fethi Okyar birlikte imzalayıp tüm Anadolu’ya telgraf çekerek duyurdukları Amasya Genelgesi de buna işaret ediyordu. Amasya Genelgesi’nin 3. maddesi, zaferden sonra Cumhuriyet’in ilan edileceğine işaret ediyordu.

 Milletin bağımsızlığını yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır.

Vahdettin Kurtuluş Savaşı Sırasında Evlenip Düğün Yaptı mı?

Vahdettin'in Son Eşi Nevzad Hanım
Vahdettin Son Eşi Nevzad Hanım

Vahdettin, 1 Eylül 1921’de yani Kurtuluş Savaşı’nın dönümü olarak kabul edilen Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağu 1921 – 13 Eyl 1921) devam ederken, saraydan Nevzad adında bir kızla evlenmiştir. Düğün sırasında, Anadolu’da Mustafa Kemal’in başkomutan olarak yürüttüğü ve kendisinin Melhame-i Kübra(Büyük Savaş) olarak adlandırdığı bir ölüm kalım mücadelesi verilirken, 61 yaşındaki Vahdettin, 18 yaşındaki bir genç kız ile evleniyordu. Vahdettin’in bu genç kıza vurgun olduğu, İngiliz zırhlısına binerek ülkeyi terk ettiği 17 Kasım 1922’den sonra yerleştiği San Remo şehrine, Nevzad’ı yanında istediğini biliyoruz. Cariyelere hocalık yapan Safiye Hanım’ı aracı yaparak, Nevzad’ı yanına çağırdığını ve bunun üzerine, Nevzad’ın San Remo’ya giderek, devrik padişahın ölümüne kadar yanında durdu.   


³ Atsız, Nihal, Türk Ülküsü, Ötüken, 2017.
⁴ SAKAOĞLU, Necdet, Bu Mülkün Kadın Sultanları, Oğlak Bilimsel Kitaplar, 4. Baskı, 2008.


Vahdettin, Mustafa Kemal İçin İdam Fetvası Hazırlanmasını İstedi mi?

Vahdettin, Mustafa Kemal’den önce, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idamı için fetva istedi. Aslında idam fetvasız infaz edilecekti ancak, Vahdettin bunun infial yaratacağını düşünerek, Mustafa Sabri Efendi’den fetva istedi. Kemal Bey, büyük devletlerin baskısıyla, Ermeni Tehciri meselesi yüzünden sorumlu tutularak 10 Nisan 1919’da idam edildi. TBMM, Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra Kemal Bey’i ‘‘Milli Şehit’’ ilan etti.

Daha sonra Vahdettin, benzer şekilde kendisine karşı isyan ettiklerini düşündükleri ve emirlerini yerine getirmeyen Mustafa Kemal ve arkadaşları için de idam kararı verdi. Mustafa Kemal Paşa, padişah yaveri olarak Anadolu’daki isyanları bastırmak için gönderilirken, o bir direniş hareketi başlatmak niyetinde olduğunu açıkça ortaya koydu, bunun üzerine İstanbul kendisini geri çağırdı. Bu çağırma aslında İstanbul tarafından değil, İstanbul’u abluka almış olan İngilizler geri çağırıyordu, Amiral Carlthrope Osmanlı hükümetine nota vererek, Mustafa Kemal Paşa’nın derhal geri çağrılmasını istedi. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, çok sevdiği askerlik mesleğinden istifa etti ve tüm ünvanlarında sıyrılarak bağımsız bir mücahit olarak çarpışmaya devam edecekti. Erzurum Kongresi’nden birkaç gün önce şu telgrafı çekerek İstanbul ile tüm iletişimini kesiyor.

“Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.”

Milli Mücadele’nin reisi Mustafa Kemal ve diğer Kuvayı Milliyeciler hakkında ölüm fetvasını Mustafa Sabri Efendi yazdı, Dürrizade Abdullah Efendi Şeyhülislam olarak onadı, Sadrazam Damat Ferid Paşa imzaladı, Sultan Vahdettin yürürlüğe koydu. Mustafa Sabri, Kurtuluş Savaşı sonrasında yurtdışındaki dostlarından Yunan’a sığınmıştır. Burada yazdığı ‘‘Hilafet ve Kemalizm’’ kitabında Mustafa Kemal Paşa’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret içeren cümleler vardır. Yunanistan, savaş sonrasında vatan hainler için bir cennet haline gelmiştir. Vatandaşlık çıkarılıp hain ilan edilen meşhur ‘‘150’likler’’ arasında Mustafa Sabri de vardır. 

“Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vaşington elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzere, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.

Bu Padişah Buyruğunu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlisidir.’’

Vahdettin Ankara Hükümetine Karşı Neler Yaptı?

Vahdettin ve İngiliz sever sadrazamı Damat Ferit Paşa hükümetiyle birlikte maaşları bile İngilizlerin verdiği bir hainler ordusu kurdu. Ordunun ismi Hilafet Ordusu ya da Kuvayı İnzibatiye olarak biliniyordu.  Kuvây-ı İnzibâtiye adlı ordunun kuruluş kararnamesi, 18 Nisan 1920’de hükümet onayladı. 18 maddelik karamâme 24 Nisan 1920 tarih ve 3835 sayılı Takvim-i Vekâyi’’de yayınlandı. Gönüllülerden, emekli subaylardan ve muvazzaf olarak İç işleri ve dışişleri bakanlıklarına bağlı olan subaylardan oluşan ordunun amacı Kuvayı Milliye’yi yok etmekti. Mevcudu yaklaşık 4 bin kişiydi. 3 piyade alayı ve bir topçu taburundan oluşuyordu. İngilizler tek bir İngiliz askerinin kanını dökmekten, Ankara’da açılan meclisi dağıtmak ve Anadolu’da başlayan direniş ateşini söndürmek için bu orduyu maddi ve manevi anlamda destekliyordu. İlk başta komutanlığına Süleyman Şefik Paşa atansa da, daha sonra komutanlığına Ahmet Anzavur getirildi. Ahmet Anzavur, 1919’da Mondros’un imzalanmasından sonraki otorite boşluğundan yararlanarak iç isyanlar çıkarmış bir Abhaza Beyiydi.


⁵ Çağlar, Günay, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/814/10329.pdf (Son Erişim Tarihi 10.10.2019)


Vahdettin Kurtuluş Savaşı Sonrasında Yurtdışında Neler Yaptı?

Vahdettin’in Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak gibi bir niyetle Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya göndermediğinin en büyük kanıtlarından biri de 17 Kasım 1922’de İngiliz zırhlısıyla yurdu terk ettikten sonra yaptıklarıdır. Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’nın kazandığı zaferi hazdemiyor ve ülkeye geri dönüp tekrar sultan ve halife makamlarının kendisine geri verilmesini istiyor, bunun için her yolu deniyor ve Amerikalılar bile yardım dileniyor. Vahdettin için deniyor ki, Kurtuluş Savaşı öncesi ve sırasında, Türk milletini kurtarmak için, işgal altındaki İstanbul’da el altından Milli Mücadele’yi destekledi. ABD Başkanı’na yazdığı mektubun tarihi 1924, savaş bitmiş kazanılmış, tam bağımsız bir cumhuriyet kurulmuş olduğu halde, Ankara’dakiler için fitneci diyor. Vahdettin’in Amerikan Başkanı’na yazdığı mektubu okuduğumuzda nasıl bir zihniyete sahip olduğunu anlıyoruz. 

Amerika Cemahir-i Müttefikiye Reisi Mösyo Coolidge Cenablarına;

Siyasi olayların ve gelişmelerin tüm iç yüzünü, hangi nedenlerden dolayı Saltanat merkezimi geçici bir süre için terk etmek zorunda kaldığımı biliyorsunuz. Bu konuda ayrıntılı bilgi sunmayı gereksiz görüyorum. 

Bu süresiz uzaklaşmamın, babadan kalma sahip olduğum Saltanat ve Hilafet makamından vazgeçtiğim anlamına gelmeyeceği açıktır. Ankara Meclisi gibi bir isyancı fitnenin bu konuda alacağı tüm kararların geçersiz olacağını bildiririm. Şöyle ki; İslam Hilafetinin Osmanlı Saltanatından soyutlanması ve ayrılması ve Hilafetin tümüyle kaldırılması dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresinin kısmen zorla ve kısmen bilgisizlik ve gafletle yönlendirdiği beş-altı milyonluk Türk kavminin yetki alanı içinde değildir. Bu ancak tüm İslam dünyasınca atanan uzman kişilerden oluşan bir meclisin toplanması ve tüm din bilginlerinin ortak kararı ile çözümlenecek büyük bir evrensel sorundur.

İslam bilginlerinin bildiği üzere şeriata aykırı kararlar hangi makamdan olursa olsun sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Bundan başka bu durumun, içinde bulunulan koşullarda İslam dünyasında sonuçları pek vahim olabilecek büyük bir heyecana yol açacaktır. Ayrıca gelişmiş ülkelerin iç güvenliklerine de büyük bir etki yapacaktır.
Hanedanın ileri gelenleri aleyhinde Ankara Meclisi tarafından kabul edilen sürgün ve kovma, emlakine ve bireysel mallarına el koyma gibi haksız kararları hanedanın bireylerini, insan ve kişilik haklarından soyutlar mahiyettedir. Bu konuda yüce kişiliğiniz ve cumhuriyet hükümetiniz tarafından imkanlar ölçüsünde yapılabilecek yardımları pek değerli sayacağımı açıklamaya gerek yoktur.

Bu vesile ile sağlıklı olmanızı yüce haktan niyaz eylerim.

13 Mart 1924
Mehmed Vahideddin

Son notlar:
¹ http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-24/ataturkun-almanya-gezisi-15-12-1917-4-1-1918(Son erişim tarihi 04.06.2019)
² Atatürk, Mustafa Kemal, NUTUK, TTK Yayınları, 1997.
³ Atsız, Nihal, Türk Ülküsü, Ötüken, 2017.
SAKAOĞLU, Necdet, Bu Mülkün Kadın Sultanları, Oğlak Bilimsel Kitaplar, 4. Baskı, 2008.
 Çağlar, Günay, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/814/10329.pdf (Son Erişim Tarihi 10.10.2019)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Türk Tarihi'den Sonuncu

İlk Kurşun Hasan Tahsin

Hepimizin Hasan Tahsin ismiyle tanıdığı Osman Nevres 1888 yılında Selanik’te dünyaya geldi.
Talat Paşa

Şark Meselesi ve Ermeniler

Ermeni Tehciri meselesi, bağlamından koparılmış ve bugünün gözü ile yorumlanmıştır. Osmanlı’nın içinde
Çık Yukarı