Talat Paşa

Şark Meselesi ve Ermeniler

Türk Siyaseti/Türk Tarihi Yayınlayan:

Ermeni Tehciri meselesi, bağlamından koparılmış ve bugünün gözü ile yorumlanmıştır. Osmanlı’nın içinde bulunduğu şartlar gözardı edilmiştir. Osmanlı’nın tehcir dışında yapabileceği hiçbir şey olmadığını anlamamak için o sırada sınırların nerede başladığını, 3. Ordunun durumunu, Çanakkale’deki Harbi, iktisadi durumu hep göz ardı ettiler. İsmet Paşa’nın anılarında, Kafkas Cephesine ordunun ikmalinin bile ne şartlar ile yapıldığını görebilirsiniz. Lübnan’da yaşanan kıtlığa bir şey yapılamayışını görebilirsiniz.
Geçmişi güçsüz Afrikalıları kesip biçmek olanlar bugün Türk milletine insanlık dersi vermeye kalkıyor. Ermeni Meselesi ile sömürü meselesi arasında çok büyük fark vardır birinde Ermeniler, vatandaşı bulundukları Osmanlı İmparatorluğu’na katkı sağlamak bir yana düşmanı ile işbirliği etmek sureti ile ihanet edip, tüm Türk milletinin ve Osmanlı vatandaşlarının hayatına kast etmiştir. Avrupalılar ise sömürülerine başkaldıranları yok etmiştir. Bizimkisi müdafaadır. Nasıl ki her insan özünü korumak ile mükellef ise Osmanlı da hayatına kastedenleri pasifize etmeyi benimsedi. Yani kendimizi koruduk, Ermeni çeteleri casusluk etsin, karakollara saldırsın, köyleri yaksın ama biz de izleyelim. Bu sırada, istenmeyen olaylar olmuştur, bunu kimse gözardı etmez fakat şunu da söylemek gerek bu bir savaştır.

Ermeni Meselesi, bir cephe hattında yaşanmıştır. İsyan bastırarak çözülebilecek bir mesele değildi. Zira Ruslar ne zaman zafer kazanacak olsa, Ermeniler isyan etmeye başlıyordu. Bir kez bastırırsın, ikincisi tekrar çıkabilir. Çünkü durum nazik
Ermeni Meselesi, 19. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkmıştır. Akçura’nın anlattığına göre mesele Kürtler ve Ermeniler arasında şiddetlenmiştir. Kürt ağalar, Ermeni köylerini haraca bağlamış, zaman zaman kızlarını ellerinden almaya kadar münferit olaylar yaşanmıştır. 1890 yılındaki Ermenilerim Kumkapı Olayı sonrası Abdülhamid, ismini taşıyan Hamidiye Alaylarını kurmuştur. Bu Hamidiye Alayları sanıldığı gibi düzenli birlik değildir tamamen aşiretlerden meydana gelen yarı-askeri bir oluşumdur. Bu güvence ile daha da azgınlaşan Kürt ağaları, Ermenilerin Osmanlı ile olan gerilimi nedeni ile zulümlerini arttırmıştırlar. Tabi devamında Ermeniler teröre daha da sığınmıştır. Meşrutiyet’in ilanı ile Hamidiye Alayları dağıtılmış ve Aşiret Süvari Kolorduları haline gelmiştir, sonrasında bu teşkilat yine dağıtılmıştır. Çünkü çapulculuk dışında bir şeye yaramıyorlardı.
‘’Bilirsiniz ki İttihad ve Terakki bir Osmanlı cemiyeti olarak doğmuş ve ilk önce tarihin sürükleyişine aykırı bir gaye-i emel takip ederek, tıpkı Tanzimatçılar gibi bir ‘’milliyet-i Osmaniye’ ihdasına uğramıştı’’
Akçura’nın dediği gibi, İttihat ve Terakki, Meşrutiyet’in ilk yıllarında Osmanlıcılığı benimsemişti. Her millet ile barışılacağı sanılmıştı. Meşrutiyet’in ilanının hemen sonra Adana Olayları meydana gelmiş ve Ermeniler silahlanıp katliama başlayınca Vali, halkı imdada çağırmış, Adana kıyılarında Fransız donanması gelip Adana’yı işgal edecek söylentisi ile Adana eşrafı, Ermeniler ile dövüşmeye başlamış ve sonucunda Türkler kazanmıştır. Fakat bu Meşrutiyet büyüsünün bozulduğu andı. Balkan Harbi ile artık devlet Osmanlıclık yerine Arap coğrafyasında İslamcı söylemler, Türkiye’de ise Türkçü söylemlere yönelecekti.
Cemal Paşa, Adana’ya gönderilmiş ve sorumluların çoğunu asmışsa da asıl çıbanın başı olan Papaz çoktan kaçmıştı. Cemal Paşa, hangi cemiyete mensup olduğuna bakmadan, olaylara karışanları yargılamış ve asmıştır.
Adana Olayı’nın arkasında Fransa vardı. Ermenileri kandırıp isyan ettirip, Adana’nın üstüne çörekleneceklerdi. Zaten 30 Ekim 1918 yılında imzalanan Mondros Ateşkesi sonrası Fransa Ermeniler ile beraber Antep, Urfa, Adana civarlarını işgale başlamıştır.Buralar, Fransız müstemlekesi olan Lübnan ve Suriye ile bağlantılı bölgelerdi. Mondros ile beraber gizli antlaşmaların muhteviyatı bir kez daha görülmüştür. Tarihçilerin ortak kanısı, Osmanlı 19. yüzyılda kendini savunamayacak düzeydeydi. Fakat Avrupa’daki güç dengesi nedeni ile kimse kimseye bir karış fazla toprak kazandırmama derdindeydi. Bu yüzdendir ki, Ayestefanos Antlaşması uygulanamamıştır. İki kutup, arasındaki anlaşmazlıklar Kavalalı İsyanı ve Berlin Antlaşması ile Osmanlı’nın durumunu açıkça göstermiştir.
Akçura şöyle diyordu:
‘’Lakin efendiler, Allah’a bin şükür olsun ki şarka musallat olanlar, kendi aralarında uyuşamadılar. Her biri en yağlı parçayı kapmak istedi, şarkı dostça paylaşamamak yüzünden birbirlerine girdiler:Harbi Umumi çıktı’’


Rusların, 1878 yılında Berlin’de imzalanan Barış Antlaşması ile Ermenilerin koruyuculuğunu üstlenmesi nedeni ile, sürekli Osmanlı’ya Ermeni meselesi konusunda müdahale etmiştir. Yine unutulmamalı ki, Osmanlı’nın doğu sınırı, Köprüköy’den ve Doğu Beyazıt’tan başlıyordu. Yani, birçok Türk ili işgal altındaydı ve savaş bu şekilde başladı.

Bunun olmaması için Talat Paşa, Ermeni Taşnak örgütü ile müzakerelere başlamış ve ilerleme kaydedilmiştir. Fakat diğer örgüt olan Hınçak hiçbir şekilde Türk düşmanlığından geri adım atmamıştır.
1913 yılında soruna kökten bir çözüm bulmak için Bab-ı Ali İngiliz vali talep etmişti. Vilayet-i Sitte için İngiliz valiler atanacak buradaki tüm olaylardan İngilizler sorumlu olacaktı böylelikle Rusya’nın Ermenileri himayesi de ortadan kalkacaktı.
Ruslar, müttefiki olan İngiltere ile Reval’de 1908 yılında Osmanlı’nın kaderi konusunda anlaştığı için, Rusların talebi üzerine bu planı İngiltere kabul etmedi.
Osmanlı, her türlü iyi niyetine rağmen 1000 senedir Türk topraklarında yaşayan Ermenileri neden bir anda katletme arzusunda bulunsun? Bu etki-tepki meselesidir. Osmanlı ve Türk milleti sadece Ermenilerin yaptıklarına bir reaksiyon vermiştir.
29 Ekim 1914 tarihinde Osmanlı gemileri Rus limanlarını bombalayıp savaşa girmesi ile beraber Ermenilerin cesareti daha da arttı. Birçoğu Ardahan, Artvin, Kars’tan başlayan Rus topraklarına kaçıp Ermeni lejyonlarına katıldılar.
Birçoğu casusluk ve sabotaj faaliyetlerine katıldığı gibi Türk köylerine hücum etmek gibi aşağılık işlere giriştiler. Oysa Ermeniler, ülkede Türklerden daha imtiyazlı durumdaydı. Gariban Türk milleti, devlet ne istese yaparken, azınlıklar aman kızmasın diye ek vergi bile isteyemezlerdi.
Osmanlı Hariciye Bakanlığı dahil, Maliye Bakanlığı, Tıbbiye bunlarda Ermeni nazırlar bulunduğu gibi Mebusan Meclisinde de, bürokraside de, ticarette de aktif bir şekilde varlardı. Tabi isyanın ayağı Ermeni köylerinde çıkmıştı, İstanbul ise finansmanını sağlıyordu.

Özellikle, Rus Süvari Kolordusunun Van üzerine yürümesi ile Van’daki Ermeniler şehri ele geçirmiş bunun üzerine Dahiliye Nazırı, Talat Paşa’nın imzası ile Zorunlu Göç Kanunu kabul edilmişti. Sarıkamış sonrası taarruz gücünü yitiren Rusların Almanların kış taarruzuna ayak uydurması ile 500 bin kişilik bir kuvvet ile Kafkasya’ya geliyordu. Buna ek Ermenilerin asayişsizliği, yüz binlerce Türk’ün ölümüne neden olabileceği gibi Anadolu’nun istilasına yol açar üstüne Suriye ve Irak cephesinin ikmalini durdururdu. Bir yandan Çanakkale Savaşı başlamış ve Suriye’deki tüm Türkçe konuşan birlikler Çanakkale’ye gönderilmiş iken durum gayet zordu. En ufak sorun, dağ gibi büyüyebiliyordu. Aslında Ermenilerin hareketlerinin, İtilaf Kuvvetleri tarafından koordine edildiği açıktır. Bir yanda batıdan donanma ile Çanakkale’ye dayanılmış, diğer yandan Ruslar Sarıkamış ile erimiş Türk ordusuna taarruz ediyor ve Ermeniler sınırı geçip Çarlık ordusuna katılıyor. Bu konuda Alman General Liman Paşa da aynı şeyi söylemekle beraber, Türklerin haşin davrandığını söylemektedir. Fakat, yabancı gözü ile merhametsizlik olarak görülen şeyler, yok olma tehlikesi yaşayan bir ulusun tepkisidir. Bu tedbirler, olağan bir durumda değil, savaş anında alındığını hep gözardı etmiştirler. Van’daki Ermeni nümayişi sebebi ile Van Valisi kaçmak zorunda kalmıştır, üstelik Van bir cephe hattıdır.
Tehcir kanunu gereği, Ermeniler Suriye’nin Dair Ez Zor bölgesine yani, Fırat nehrinin kıyılarına gönderilmesi karar verilmişti. Bu karara Cemal Paşa, karşı çıkmıştı. Nedeni Suriye kendi mıntıkası olmasının yanında, yolculuk sırasında ölümlerin olacağını biliyordu çünkü gidecekleri coğrafya çöldü.
Cemal Paşa, onun yerine Anadolu’nun iç vilayetlerine gönderilmelerini istedi, Kastamonu, Konya, Ankara civarına iskan edilsinler talebi Enver Paşa ve Talat Paşa’nın şerhi ile kabul görmedi.
Bunun üzerine 3. Ordu(Kafkasya’daki ordu) büyük bir rahatlama yaşamış ve savaş sonuna kadar asayişsizlik en aza inmiştir. Göç yolları elbet insanlık için çok güzel manzaralara yol açmadı. Fakat unutmamak gerek ki bu bir savaş ve savaşta her millet kendinin yaşaması için başkalarını öldürür. Savaş, kimin yaşayacağı kimlerin öleceği konusunda bir seçimdir.
Cemal Paşa, 4. Ordu’ya talimatnameler göndermiş ve Ermenilerin göç yollarında yapılacak her saldırının cezasının idam olacağını açık şekilde belirtmişti.-Böyle bir emiri şu şekilde yorumlamak mümkündür, Ermenilere göç yollarında, saldırılar olmuştur, bu yüzden talimatname yayınlamak mecburi hale gelmiştir, soykırım kurumsal bir karardır. Mesela Holokost sırasında, ”Nihai Çözüm” kararına rağmen, ”Yahudileri öldürenler bi-insaf idam edilecektir” gibi bir karar alan bir Nazi veya Alman devlet adamı var mıdır?-
Zaten 1915 senesi Çekirge İstilası nedeni ile bir kıtlık başlamış ve bunun sonucu Lübnan’da insanlar sokaklarda açlıktan ölüyordu. Papa’ya kadar mektup gönderen Osmanlı, en azından Lübnan Hristiyanları için gıda talep etmiş bu talebe dahi karşılık vermemişlerdi. Üstüne erzak taşıyan yelkenli Osmanlı gemilerini Fransızlar batırmıştı. İnsanlıktan bahsedenler, Lübnan halkının açlıktan öldürmek için çırpındı. Durum bu halde iken dahi Ermenileri düşünmüştü Cemal Paşa. Felaket olmaması için uğraşılmışsa da Ermeniler açısından felaket olduğu doğrudur. Üstüne vazifesi olmamasına rağmen ordu iaşesinin bir kısmını Ermenilere ayırmış ve ölmeden Fırat’ın kıyılarına ulaşmaları için çabalamıştır. Heyhat, binlercesinin hayatını kurtaran Cemal Paşa’yı Ermeniler şehit edecek kadar alçalmışlardı.
Lübnan’da kıtlık, Çanakkale’de harp, doğuda Rus taarruzu, hazine deseniz borç para ile doldurulmuş, sanayi deseniz hak getire, tren yolları deseniz Ankara’nın ötesinde tren yok. Tehcir Kararı bu şartlar altında verildi.

Stanford Shaw, Ermeni olaylarını tarafsız şekilde anlattığı için Los Angeles’ta Ermenilerin Üniversitede saldırısına uğramıştı.
Bugün eski müttefikimiz Almanlar da bizleri suçlarken, Almanlara, eğer biz katliam yaptı isek siz bize yapmayın dediniz mi? Diye sormak gerek. Bu konuda kendi payları konusunda suskunlar.

Yine Karabekir Paşa, Mezalim hakkında yazdıklarını anlatmaya gerek yok. Onun yerine şunu demek istiyorum. Karabekir Paşa, Ermenistan’ın Gümrü ilini kadar gitmiş iken neden gidip de Ermeni köylerini basmadı. Yahut işgal etmek yerine sizden Sevr’i reddetmenizi istedi? Bugün Gümrü en kalabalık ikinci Ermeni şehri. Ermeniler, Doğu Anadolu’ya taarruz ederken, bizi en zayıf anımızda vurmaya kalkarken, biz onları mağlup ettik fakat yaşam haklarına dokunmadık. Erivan’a yürüyüp, etnik temizlik ile oraları Türkleştirmedik. Keza hiçbir Türk grup, ellerine silah alıp Ermeni devlet adamlarını, diplomatlarını vuracak kadar alçaklaşmadı. Tehcir sonrası sağ kalanlar yine ellerine silah alıp Fransızlar ile Güneydoğu Anadolu illerini işgal ettiler. Türkiye’ye hasım tutum belirlemiş devletlerin ordularında mutlaka Ermeni lejyonlar ve bölükler bulundu.
1917 yılında Ruslar çekilirken yerlerini Ermeniler alıyordu. Rus subaylar hatıralarında Ermenilerin Rus subaylarını bile tehdit ettiklerini yazıyor. Hatta Ermeni mezalimi öyle hale gelmiş ki, Rus subayları Başkomutanlığa mektup gönderip, bu zulüm devam ederse istifa edeceklerini yazmıştı. Moskof dediğimiz Ruslar bile katliamlar karşısında dayanamamıştı. Bunları Talat Paşa hatıralarında, nakletmiştir.
Yine Ermeni Olayları hakkında Gökalp dahil birçok kişi Malta’da yargılanmış ve serbest bırakılmıştır. Gökalp burada katliamı reddetmiş ve ‘karşılıklı öldürme’ tezini ortaya atmıştır. Bugün, Japonların şehirlerine atom bombası atıp sivillerin katledilmesini kimse tartışmaz çünkü bu bir savaştır ve savaşta amaç düşmanın mukavemet gücünü kırmaktır bunun için şehirleri de fabrikaları da evleri de bombalanır o vakit Ermenilerin sürülmesinin neyi soykırımdır? Tal’at Paşa ve İttihat ve Terakki erkanı, devlet adamlığının gerekliliğini yapmıştır.
Kendi mensup bulundukları milletin hayatını kurtarmak için başka bir milleti sürmüştür, bu sürme neticesinde hastalık, açlık, saldırı sonucu ölümler olmuştur bu bir gerçektir ama soykırım için daha fazlası gerek. Soykırım sistematik olur, öyle bir ihtimalde Cemal Paşa, Ermenileri koruyamaz örneğin hiçbir Alman’ın Yahudileri koruyamaması gibi.
Yunanların Ege’de yaptıklarını, İngilizlerin Şehzadebaşı karakolunu basıp masum insanları öldürdüğünü kimse konuşmuyor bu da bizim dünya kamuoyunda ne kadar zayıf olduğumuzun göstergesidir.
Talat Paşa, öldürüleceğini biliyordu. Hatta ülkeden Kasım ayında ayrılırken denizaltına binecekler ve binenler sadece Ermeni Tehciri’nde payı olanlardı. Ermeni Tehciri konusunda Atatürk’ün görüşünü merak eden varsa emlak-ı metrukelerin kimlere dağıtıldığına bakmalı. Ermenilerden kalan malların bir kısmı Şehit Talat Paşa’nın, Cemal Paşa’nın ailelerine pay edildi. Yani Atatürk de Ermeni Tehciri’nin aleyhinde değildi.
Fakat bugün bazı söylemlerin revaçta olduğu görülüyor. Ermeni temizliği vesaire, bunlar uluslararası camiada bizi zora sokacak söylemlerdir. Talat Paşa o emri imzalarken ‘Ermenileri öldürmek’ şiarı ile değil, Türkleri ve en çok insanı yaşatmak ilkesi ile hareket etti. Yine denilebilir ki, öleceklerini biliyorlardı. Evet, fakat yaşatmak için harcayacak kaynak da yoktu. Cemal Paşa, Yakup Kadri’nin ‘’Savaşa neden girdik’’ sorusuna ‘’Maaş ödeyebilmek için’’ demiştir. Evet, Osmanlı 1913 ve 1914 yılında Düvel-i Muazzama’dan borç isteyerek geçirdi ve nihayetinde Osmanlı- Alman ittifakının imzası ile Almanya Osmanlı’ya borç verdi. Bu yüzdendir ki, Talat Paşa’nın hatıralarında şunu görüyoruz ve diğer yazarların ortak fikri şudur, savaşı Almanlar kazansaydı Osmanlı, Alman müstemlekesi gibi olacaktı. Bu yüzden savaşın arafta kalmasını Talat Paşa istediğini ifade etmiştir. Yani güç dengesi bozulmadan lehimize değişmesi. Hangi kaynak ile Ermenileri koruyacaklardı? Lübnan’da kıtlık yaşanıyordu ve hiçbir şey yapılamadı binlerce insan açlıktan telef oldu. Anadolu’da insanın bu dönemdeki kaderi neydi ki, Ermenilerin ne olacaktı? Tarihi bağlamından koparmamak gerek. Osmanlı, toplama kampları kurmak yerine, idam mangaları oluşturmak yerine Ermenileri, Suriye çöllerine göndermiştir. Bu yolculukta maalesef insanlar öldü evet fakat onlar ölmeseydi biz ölecektik.

Bugün asıl problem 100 milyonluk Anadolu ve Kafkaya Türkleri camiasının, 10 milyonluk Ermeniler kadar ses getirememesidir.
Hocalı ve Karabağ Olayları dünyanın gözü önünde olmuş iken bir türlü Ermenilerin Türklere olan kinini gösteren adam akıllı bir çalışma yapamadık, film yapmadık, roman yazmadık, lobiler aracılığı gazetelerde makaleler yayınlatmadık, yurt dışında sergiler açmadık.
Yani argümanlarımızı da dünyaya tam anlatamadık. Türkiye’nin dünya ile bir iletişim problemi var, meselenin özü bu. Ermeni Lobileri müthiş çalışırken yaban ellerdeki Türkler kimliklerini unutmuş bile. Gerçi, Türklüğe olan hasımlıkları ile asla Türk tezini kabul etmek gibi bir zahmete kapılmazlar.

Ölümler hiçbir zaman arzu edilmez. Hiçbir ölümden hayatımda keyif almadım. Fakat Avrupalılar, tarihe dar kafalı bakmakta ısrarcılar. Osmanlı’yı Cihan Harbine girmeye mecbur eden de, onun sınırlarını güvence altına alıp sonra işgal eden de, hukukunu hiçe sayıp yalnızca güçlülük hukuku tanıyan da Avrupılılardır. Onların bitmeyen hırsı, tükenmeyen iştahı masum ulusların canlarını yakmış onları sömürmüştür. Osmanlı’nın tüm gayreti hayatta kalmaktı. Balkan Harbi başlamadan evvel kimse kimseden toprak alamayacak demelerine rağmen Osmanlı’nın elinden imkan olsa İstanbul’u dahi alacaklardı. Viyana Kongresi ile milliyetçi isyanlara destek verilmeyeceğini kabul edip en önce Yunanistanı kurmadılar mı?
Osmanlı, Dünya Harbine girişinin temel nedeni, Avrupa’nın boğazında kalmaktır. Büyük lokma olmaktır. Peki, İki dünya harbinin temel nedeni nedir? Avrupalıların birbirine galebe çalma ve birbirinin pastasını yeme telaşı. Bu tehcirin de, Lübnan kıtlığının da, savaşta ölenlerin de tek nedeni emperyalist fikirlerdir.
Osmanlı durduk yere Ermenileri sürmedi, istenmeyen sonuçlar doğdu evet fakat başkası mümkün değildi.
Uluslararası İlişkiler Tarihinde II. Dünya Savaşı’na giden süreç hep şöyle anlatılır, ‘’Almanlar aşağılandı, Versay’ın ağır şartlarını kabul ettiler’’ Galiba bu adamlar, Sevr denilen antlaşmayı hiç okumamışlar. Paris’ten kovulan Türk delegeleri öğrenmemişler. Biz Berlin’i işgal eden, İngilizleri duymadık ama Osmanlı’nın başkentinde hayasızca hareketlerden asla geri durmadılar. İşte onların bu açlığının neticesi savaşlar asla bitmez. Bu yüzden Avrupa işbirliğine geçti zira bu iki dünya harbi onlardan dünya egemenliğini aldı. Bu iki kutup birbirini mahvederken, mazlum uluslar bağımsızlığını kazandı.
Fakat Türklere yapılan haksızlıklar hiçbir zaman göz önüne gelmedi. Bizi Avrupa devleti sayıp hukukumuzu garanti edenler, attıkları imzaları unutup en önce üzerimize çullandılar. Ermenilere olur olmaz destek verip, onları en sonunda yalnız bırakan onlar değil mi? Hitler’in postalları altına Çekleri bırakan onlar değil mi? Osmanlı kendi halkını yaşatmış da Ermenileri yaşatamamış. İşte buna tarih çarpıtması denilir. Bırakacaktık ve onlar mezalim yapacaktı. Dilekleri bu. Üzüldükleri şey ölümler değil, ölenlerin kimliğidir.

KAYNAKÇA
Cemal Paşa, Hatırat, DBY Yayınları
Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Pozitif Yayınları
Mahmut Boğuşlu, Birinci Dünya Harbinde Türk Savaşları, Kastaş Yayınları
Necip Torumtay, Orgeneral Torumtay’ın Anıları, Milliyet Yayınları
Alpay Kabacaklı, Talat Paşa’nın Anıları, İş Bankası Kültür Yayınları
Yusuf Akçura, Siyaset ve İktisat, Ötüken Neşriyat,
Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İş Bankası Kültür Yayınları
Yusuf Akçura, Şark Meselesi, Ötüken Neşriyat
Liman Von Sanders, Türkiye’de Beş Yıl, İş Bankası Kültür Yayınları
Aziz Samih İlter, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi Hatıraları, Genelkurmay Başkanlığı ATESE Yayınları

 

 

 

 

Yeditepe Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. Genel araştırma alanım, Türk Çağdaşlaşma tarihidir. Aktif olarak, Instagram'da Türkiye Günceleri sayfasında, yorumlarımı paylaşmaktayım.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Türk Siyaseti'den Sonuncu

Çık Yukarı