Bu Fakir Görevde Olduğu Sürece Teröristi Alamazsın

Türk Siyaseti Yayınlayan:

 

”Bu fakir görevde olduğu sürece teröristi alamazsın” 

Erdoğan bu sözleri,  Rahip Brunson için söylemişti. Teröristti kendisi, devlet reisi öyle demişti.-Kimse de demedi ki ”sen  yargının işine nasıl karışırsın, birinin tutuklu kalıp kalmaması, suçlu olup olmaması sana mı bağlı, bunlar bile ekonomi üzerinde çok etkili- Peki bu olaylar ne zaman başladı? Brunson’un ev hapsine çıkarılması ile. Aslında şartlarda iyileşme sağlanıyordu, kaç terörist nedensiz ev hapsine çıkarıldı. Fakat Amerika basınının iddiası şöyle idi Erdoğan serbest bırakılacak demişti. Bu iddialar sonrası bizimkiler yanlış anlaşılma oldu dedi. 

Trump, 2018 Ağustos ayında Twitter’da Türkiye’yi aşağılıyordu. Tek bir kararım ile ekonomilerini mahvettim diyordu. Yalan yok öyle bir mahvetmiş ki belimizi doğrultamadık. Ağzımızı da açamadık, çok güzel haddimizi bildirdi. O günden sonra Trump’ı doğrudan eleştiren Erdoğan demeçleri görülmedi, İletişim Başkanı Fahrettin Altun gibi adamlar konuştu. 

Son zamanlardaki dövizdeki dalgalanma sonucu oluşan kamu borcunun artışını inceleyelim yalnızca bir ayda artanı inceleyelim! 

31 Mart tarihinde 1 Amerikan doları=6.60 Türk lirası iken bugün 1 dolar 7.12 Türk lirasına tekabül ediyor. 

Yani yüzde 8 artış. Hazinenin döviz cinsi borcu 777 milyar TL, bunun yüzde 8 daha arttığını hesap edin. Üstüne Nisan ayında Merkez Bankasından alınan borç parayı da koyun. Brüt borç tam 100 milyar TL daha artmıştır.
Bakınız bu, yalnız 1 ayın maliyeti.
Peki son 12 saatte kamu dış borcu ne kadar arttı?
5.5 milyar TL, sadece dövizdeki binde yedi dalgalanma ile bu oldu.

Brunson meselesinden sonra doların rallisini hatırlayın. Bizimkiler hemen kuzu kesildi. Neden? Adam bir papaz için Türkiye’yi yakıyordu. Döviz ile borçlanmış tüm şirketlerin, kamunun borcu bir anda ikiye katlandığını gördük. Hem de 1 haftada. Adam bizimle Twitter üzerinden dalga geçiyordu. Sonra ne oldu? ‘Türk mahkemelerine güvenin’ dediler, Wall Street Journal, CNN Brunson serbest kalacak haberini mahkemeden 1 gün önce verdi. Yetmedi, dava sonuçlanmadan Amerikan askeri uçağı ABD’den Atatürk Havalimanına iniş yapmış.
O günden beri işte ekonomi kendini toparlayamıyor. Kamuya döviz artışının en hafif bedeli gördüğünüz gibi milyarlarca lira. Hiçbir şey yapmadan, köprü paraları ödüyoruz.
Bunun, özel sektöre maliyetini hiç hesaplamıyorum bile. Dış borcun en büyük kısmı, özel sektöre ait hatta kamu ile kıyas edilemez! Borç alabilmeleri iyi bir şey ama kimse doların rallisini beklememişti.
Barış Pınarı Harekatı başlayınca Mike Pence geldi, harekat bitti. Bir gazeteci sordu, ‘Türkiye’ye yalnızca ambargoları kaldırmayı mı teklif ettiniz’
Cevabı evet oldu.
Bizim için  bu sene  felaket yılı olabilir. Merkez Bankasının döviz rezervi, kısa vadeli borcu karşılamaya yetmiyor-Net rezerv, 25 milyar dolar brüt ise 86,4 milyar dolar seviyesinde- ve bu konuda Gürcistan ve  Arjantin ile yarışıyoruz. Arjantin IMF’e borcunu bile ödeyemiyor. İflastan çıkamıyor.
En büyük döviz girdilerimizden biri olan net döviz sağlayan turizm  gelirleri bu sene olmayacak. Nisan ayında vergi geliri 30 milyar TL olarak gerçekleşti, bir sene önceki tahmin 70 milyar TL idi. Bu yüzden hazine Nisan ayında 40 milyar TL açık verdi. 
Turizm hem döviz hem gelir hem istihdam kaybı yaratacaktır. Duran ihracat ve ithalat nedeni ile de birçok iş kolu durmak üzere ve hem gelir vergileri hem dolaylı vergiler hem gümrük vergilerinde büyük düşüş yaşanacak. Üstüne kriz ortamı nedeni ile devletin regülasyon görevi de artmıştır böylelikle  giderler kalemi büyürken, gelir kalemleri küçülmüştür. Şirketlerin, en az bir çeyreklik zaman diliminde üretemediği ve satamadığını da hesaba katarsak onların da dış borç ödemelerinde sıkıntı olacağı aşikar, hem de  dövizdeki olağanüstü artış ile borçları yüzde yirmiden fazla artmıştır.  Üstüne, hızla artan döviz endişesi ve konuya ekonomistlerin eğilmeye başlaması bir panik yaratmıştır. 

 Şu mali tablolara baktığımızda Türkiye’de neden ekonominin durdurulamayacağını çok daha iyi anlıyoruz.
Döviz krizi ile karşı karşıyayız. Bunun için yine dışarıdan döviz almamız gerek ki, dövizle borçlanmanın riskini işte görüyorsunuz. 11 saatte borcumuz 5 milyar daha artmış. Dövizle borçlandıkça, bir çukura gittiğimiz gibi, bağımlılığımız artıyor. Hani dedi ya liderimiz, ‘yeni dünyada hakkettiğimiz yeri alacağız’ diye, hep beraber borç almak için Almanya, Çin ve Amerikanın kapısına gideceksiniz. İşte yeni dünya düzeni tam olarak böyle, yerel güçlerin küresel güçlere boyun eğişi. Amerikan Financial Times’da bir yazar şöyle demiş ”Türkiye FED ile SWAP Anlşaması yapmak istiyorsa, S-400 konusunda Amerika’ya iyi niyet sunmalı, garanti vermeli” Yani diyor ki Türkiye parasını korumak istiyor ise ve döviz krizi yaşamak istemiyorsa dediğimizi yapacak. Yapmazsa ne yapabilir? Rusya ve Çin formülü ön planda,oradan dolar bulacağız. Peki Rusya kendi şartlarını ortaya sunmayacak mı? Yahut dolar faizini Amerika’ya göre daha fazla talep etmeyecek mi? Akçura şöyle diyor ”Yabancılar karşılıksız yardım etmez” evet etmezler. Acaba, ABD’ye giden manasız yardımın amacı SWAP anlaşması için bir kamu diplomasisi miydi? 


Doların egemenliği bitti derken bile 12 saatte Erdoğan’ın sarayı kadar para ödüyoruz. Bu paralarla defalarca öve öve bitmeyen köprüleri yapardık. 
Bakın köprüler için imzalar atıldığında, yapıldığında döviz üç liranın altındaydı. Şimdi 7.12; adamlar beklediğinin 2 katı ve daha fazlasını kazanıyor biz de iki katı ödüyoruz.
Şehir Hastaneleri de döviz anlaşmalı. Elin Japon’u gelip, bir günü bir güne tutmayan Türk lirası ile anlaşma yapacak kadar salak mı?
Şu an Türk maliyesinin en büyük sınavı başlamıştır. Döviz krizi.
Türkiye’nin zayıflığı tam olarak bu. Borçları ödeyecek döviz rezervleri alarm düzeyinde.

TCMB verilerine göre vadesinin dolmasına bir seneden az kalan borçların miktarı tam 168,5 milyar ABD doları. Rezerv karşılamıyor.
İşte, zamanında Profesörün bunların Merkez Bankası politikasına neden karşı çıktığını anlıyorum. Adamlar şu krizi aşalım gerisi önemli değil diye, başka krizler için kaynak bırakmamış. Atacak tek kurşun kalmamış. 

Kamu borcu 1.5 trilyonu geçmiştir. Hazine Bakanlığına ek borçlanma yetkisi verildiği an finansman sıkıntısı anlaşılmış olacaktır.
Şimdi sıra şurada ‘Ey Merkel, biraz borç verir misin?’ Maliye verilerine bakarsanız her şey çok güzel, kimsenin yardımına ihtiyaç yok. Mesela Maliye Bakanı Albayrak, TCMB Rezervleri yeterli, rezerve ihtiyacımız yok demiş. 

İşte bu yüzden diyorum ki  ABD istemediği sürece Türkiye tek adım atamaz. Teröristle ne derece mücadele edeceğimizi Mike Pence gelip belirledi. Tekrar soruyorum verdiğimiz süre dolmuştur ve verdikleri garanti yerine gelmemiştir. Niye duruyoruz? Yahut Fetullahçı Terör Örgütünün lideri Gülen’i iade talebimiz niye son buldu?

Ben harekat için İstanbul Seçimleri tekrar edildiği sırada, ”geniş çaplı harekat yapılamaz” dedim harekat başlayınca hükumetin destekçileri hemen ortaya çıktı. Şimdi tekrar gelin konuşalım var mı yüzünüz?

Trump, Türkiye’yi PKK ile eş tutup ‘okulda kavga eden çocuk’ olarak gösterdiğinde reisimiz ne diyebilmiş? Diyemez, iktidarını başına yıkarlar. Ecevit’ten beter ederler. Erdoğan, küresel sistemle geçinmeyi bilir. Küresel babalar da onu zor durumda bırakmazlar. Barış Pınarı Harekatı için Trump kavga etmelerine müsaade ettik sonra da ayırdık sözü, Türk şehitlerine yapılmış en büyük hakarettir. Orta Oyunu mu oynuyoruz? 
İşte tüm bu vahimliği gizlemek için lükse sarılıyorlar, kendilerini tepeye koyuyorlar. Güçlüyüz sarayımız var diyen var, koca koca adliyeler yapılmış, hastaneler yapılmış, lüzumsuz havalimanları yapılmış, hepsi mega projeler ama fonksiyonel değiller ama elle tutulur gözle görülür olduğu için ”kalkınma sembolü olmuşturlar”  fakat muhteviyatları ve geleceği tam bir kandırmacadır. 

Japon yatırımcı gelmiş Başakşehir Şehir Hastanesini yapmış bizimkiler de diyor ki devlet ne hastane yapmış. Merak etmeyin, zamanla hazineden çıktıkça hastane mi, kara delik mi anlarsınız.

Amerika’ya yardım gönderiyoruz, vatandaşa maske verilemedi verilen de kalitesiz. Tüm basın İsveç’ten gelen hastayı; ABD’yi konuştu. Döviz krizini konuşan, maliyenin borç yükünün hızlı artışını konuşan var mı? Fakirliği, işsizliği, çaresizliği konuşan var mı? 


2021 yılında planlan kamu faiz ödemesi 170 milyar TL, 2017 yılında ise  gerçekleşen faiz ödemesi 57 milyar TL  civarı idi. Artışa bakınız, bu hesap yapılırken dövizin buraya geleceği, pandemi çıkacağını kimse hesap da edemedi. Peki neden bu kadar arttı? Birincisi Türk lirasının güvensizliği, enflasyon ve ekonomi kurmayına güvensizlik ile tahvil, bono, DİBS yüksek faizli idi. Oysa dünyada negatif faiz veren tahviller var mesela Japonya gibi. Böylelikle ”borç bulma” ümidimiz artıyor zira adamlara daha fazla kâr sunuyoruz. Aynı zamanda alınan borç sürekli artıyor zira ekonomik krizi aşmak için devlet yatırımı ve müdahalesi önemli rol oynamış. Merkez Bankası stokları, İşsizlik fonu dahi kullanılmış-ona rağmen bütçe yine açık verdi-. Yani eldeki tüm kaynak tek bir amaç için en yoğun şekilde kullanılmış. Yani yeni bir acil durum olursa ne olacak diyen hiç olmamış.
Bir yere tüm kaynağı seferber eder isen, tepeden inme emirler yağdırır isen işte durum bu hale gelir. Erdoğan’ın en son Londra ziyaretlerinden birinde,  Chattham House’a gitti. Burada, fon yöneticilerin ve finansal uzmanların, yatırımcıların sorularını cevapladı. Burada Merkez Bankasını kontrol alma arzusunu dile getirdi. Üstüne yetmedi, faizleri düşüreceğim dedi. Yetmedi, ”Faiz, enflasyonun nedenidir” gibi ekonomide karşılığı olmayan safsatasını dile getirdi. Adamlar şaşırdı. Hatta haberlere yansıyan şu oldu bir yatırımcı şöyle demiş ”Buraya niçin geldiğini anlayamadık, faizin düşmesi bizim işimize gelmez” evet adam para ihracından para kazanırken sen para ihracının karşılığında ödeyeceğin parayı azaltacağını söylüyorsun. Diğer yandan sorun şurada, faiz inecek veya çıkacak ise buna veriler ışığında karar vereceksin. TCMB’nin görevi, fiyat istikrarını sağlamaktır, faizi dibe çekmek yahut enflasyonu sıfıra indirmek değil. Bu fiyat istikrarını sağlamada faizi yüksek tutmak etken ise faiz yüksek tutulur. Atanan yeni başkanın ”badem bıyıklı” oluşu ve saraydan gelen emirleri harfi harfine uygulaması zaten problemdir. Mesele şurada, kurumlar devre dışı bırakılmıştır. TCMB’nin para politika kurulu varken, sarayın kurulları ne yapacağını dikte ediyor. Milli Eğitim Bakanlığının kurulları varken sarayda ayrı bir kurul var. O zaman bakanlığın personeline ne hacet? Yaşananların tek nedeni, bir kişinin her şeye hükmetmesine ve her şeyde son karar verici olarak kalması ile alakalıdır. Yapılacak dediği yapılıyor. 

Bu devirde sarayın adamı olduğunun ve aklını oraya kiraya verdiğinin temel göstergesi ”badem bıyıktır” eski Merkez Bankası başkanı ”laf dinlemiyordu” zira badem bıyıklı değildi. O bilimsel veri üzerinden gitmeyi seçince fişini çektiler. Yeni başkanımız ise tam dört dörtlük saray bürokratıdır. 

 Görevden alınan TCMB Başkanı, ajan gibi anlatıldı adam keyfinden faizleri yüksek tutuyormuş. Görevden alındı. Sonrasında düşen faizlerle bankalar, faizler daha da düşmeden ”para satmaya” çalıştı ve ekonomide canlanma oldu. Fakat Amerika merkezli Bloomberg’in yaptığı haberde dikkat çektiği gibi, paranın maliyeti olan faiz, enflasyonun altına indi.  Yani paradan faizle kar elde etmek mümkün değil. Diğer yandan Londra’da SWAP faizlerini yüzde 1300’e kadar fırlatan hükumet yabancıların Türkiye’ye yatırım yapmasının önüne geçti. Onlara nakit sağlamayarak, zor duruma soktular bu yüzden zararına mallarını sattılar böyle bir hükumetin olduğu yere girer misiniz?  Bir zamanlar çok üstüne titredikleri serbest piyasa prensiplerini şimdi kendileri yıkıyor. Uzun vade sonucunu düşünmeden, yapın diyorlar. Sonuçta ”halk yetkiyi ona verdi” sorumluluk onda ise yetkinin tamamı onda olmalı imiş. 

Açıkçası Türkiye döviz krizine gidiyor, peki Türkiye’ye bu dövizi kim sağlar? Ne karşılığı sağlar? FED ve Avrupa Merkez Bankası. Onların da bazı siyasi şartları var. İnönü’ye Lord Curzon’un borç istemeye geldiğinizde Lozan’da reddettiğiniz her şeyi tek tek çıkaracağım demişti. İktisadi muhtaçlık hiçbir şeye benzemez. 2 ay önce Suriyeli sığınmacılar ile tehdit ettiğimiz Avrupa’nın kapısına da gideceğiz. 


Bu borcu alsan ne olur? Döviz borcun arttıkça, döviz artışlarında daha savunmasızsın. Yine faiz ödeyeceğin gerçeği değişmiyor. Borçlanmak kötü değil, sürdürülemez olanı ve bağımsızlık konusunda zayıflık yaratanı kötüdür. Bir de borcu ne için kullanacağın da mühim. Devletin temel görevlerini sürdürmek için mi yoksa gelirlerini arttırmak için mi? 


İşte arkadaşlar, iktisadi bağımsızlığı olmayan memleketin, gerçek manada bağımsızlığı yoktur.
Biz Bize Yeteriz Kampanyası ile toplanan para 2 milyar TL ancak ediyor. Dünden bugüne 12 saatte döviz dengesi ile artan borç ise 5.5 milyar TL. Özel sektörü hesaplamıyorum. ‘Şahsım ve milletim adına borcumuz hayırlı olsun diyorum, ya Allah, bismillah’

Ben bunu yazarken döviz kuru 7.16 olmuş. Oraya 1-2 milyar TL daha ekleyin, şelale gibi, akıyor. Türk lirasının ve düştüğü durum budur, bir anı bir anına tutmayan bir para, tarihten bir misal de vermek gerek, Osmanlı’ya dönüyoruz derken şaka yapmadılar ama hangi Osmanlı olduğu konusunda bir bilgi vermediler.

”-Aldığım kartlar kaç kuruş oldu?
-Burada kuruş yok, sadece Fransız parası geçerli, üç Frank 25 santim.
-Nasıl kuruş hesabı yok, burası Türk memleketi, Türk’ün hesabı da kuruş değil mi?
Yahudi gencin dalgacı gülüşü arttı, vücudu da biraz kımıldar gibi oldu.
-Bu başsızlık ve tertipsizlik memleketi:Türk akçesi ile hesap mümkün değil, o para dakikada, saatte bir değişir”

-Kaynağı, Yusuf Akçura, Suriye ve Filistin Mektupları, Ötüken Neşriyat, 2016, sayfa 107-

Bu hadise Filistin’den, 1913 Osmanlı’sında bir manzaradır.

Yeditepe Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. Genel araştırma alanım, Türk Çağdaşlaşma tarihidir. Aktif olarak, Instagram'da Türkiye Günceleri sayfasında, yorumlarımı paylaşmaktayım.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*